Yapıcı: 28 Şubat darbesinde ülkemiz kaybetti

Yapıcı: 28 Şubat darbesinde ülkemiz kaybetti

Yeniden Refah Partisi Denizli İl Başkanı Fevzi Yapıcı, 27 Şubat 2011 tarihinde vefat eden Türkiye Cumhuriyeti 54. Refahyol Hükümeti’nin Başbakanı ve Milli Görüş Lideri Necmettin Erbakan’ın 10.…

Türkiye Cumhuriyeti 54. Refahyol Hükümeti’nin Başbakanı ve Milli Görüş Lideri Necmettin Erbakan’ın vefatının 10. seneyi devriyesi öncesinde açıklamalarda bulunan Yeniden Refah Partisi Denizli İl Başkanı Fevzi Yapıcı, önemli tespitler ve hatırlatmalarda bulundu. Açıklamasında geçmişten örnekler veren Yapıcı, Erbakan döneminde ülkeye kazandırılan hizmetlerden de bahsetti.

“DARBELERİN HER TÜRLÜSÜNE KARŞIYIZ”

28 Şubat darbesine gönderme yapan Yapıcı, “28 Şubat süreci, Necmettin Erbakan'ın başbakan, Tansu Çiller'in başbakan yardımcısı olduğu 28 Şubat 1997'de olağanüstü toplanan Millî Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla başlayan ve hükümetin istifasına kadar uzanan süreç ülkemizi ve demokrasimizi derinden yaralamıştır. Milli görüş davası ona rağmen genel başkanımız Dr. Fatih Erbakan liderliğinde dimdik ayaktadır. Kadroları ile yarım kalan işleri tamamlamaya takiptir” dedi.

“ERBAKAN’I KAYBEDELİ 10 YIL OLDU”

Yeniden Refah Partisi Denizli İl Başkanı Fevzi Yapıcı, açıklamasında, şu detaylara dikkat çekti: “Yeni Dünya Düzeni adı altında Siyonist küresel güç odaklarının artarak devam eden ekonomik, ticari ve politik risk ve tehditlerine karşı milletimizi sürekli uyaran, mevcut ekonomik darboğazı, borç sarmalını, dış politikadaki gelişmelerin ortaya çıkardığı kaotik durumu her vesilede yıllar öncesinden üzerine basa basa dile getiren ve gerekli önlemlerin alınmaması durumunda “dövecek dizimizin kalmayacağını” ifade ederek bizlere ‘Dünden Bugünü Anlatan’ Türkiye Cumhuriyeti 54.Refahyol Hükümeti’nin Başbakanı ve Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızı vefatının 10. sene-i devriyesinde rahmet ve minnetle yâd ediyoruz. Erbakan Hocamız, Milli Görüş hareketinin birinci kırk yılına başlamadan önce Milli Görüş mefkûresine inanmış kişilerle yaptığı son istişare toplantısı sırasında tarihe not düşülmesi gereken veciz kapanış konuşması sırasında Türkiye'nin içinde bulunduğu vahim durumun önemini ortaya koymaya çalışırken özellikle şu ifadeyle vurgu yapmaya çalışıyordu:  “Kardeşlerim, toplantımıza gösterdiğiniz ilgiye ve ortaya  koyduğunuz fikirlere çok teşekkür ediyorum. Görüyorum ki  hepiniz samimi duygularla vatan sathını tutuşturacak  bir ‘ÇIKIŞ’(HURUÇ) yapmanın gerekliğine inanmışsınız. Türkiye’nin sosyo-politik durumu malumunuzdur. Bu nedenle, inanmış kadroların artık silkinip toparlanma zamanı gelmiştir. Şunu da ifade etmek gerekir ki; artık bir siyasi partinin kuruluşuna her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu da bir gerçektir. Bundan böyle omuz omuza hep birlikte hareket etme vaktidir.”

“HOCACAMIZIN ÖNERİLERİ BUGÜN DAHA İYİ ANLAŞILIYOR”

1969 yılında bu duygu ve düşünceyle milletimizin sinesinden doğan  ve birinci kırk yıl boyunca  temsil  ettiği milyonların saygınlığına hiçbir halel  getirmeden, büyük onurla  “Milli Görüş” bayrağı altında siyaseti; milli, manevi, ahlaki, fikri değerler ile birlikte erdem ve samimiyet temelleri üzerine inşa eden, ülkemizin ve milletimizin bütünlüğünü, kardeşliğini ve ‘Yeniden Büyük Türkiye’ hedefine ulaşmayı şiar edinen Erbakan Hocamız’ın ortaya koyduğu alternatif fikir, proje ve çözüm önerileri bugün daha iyi anlaşılmaktadır.

“Milli Görüş”ün bir teori değil, gerçek anlamda hizmet ve hamle olduğunu açıkça görebilmek için: “Milli Görüş “ün 1974-1978 iktidardaki hizmetleri, “Milli Görüş “ün 1989-1994 I. Dönem Belediye Hizmetleri, “Milli Görüş “ün 1994-1999 II. Dönem Belediye Hizmetlerini, “Milli Görüş “ün 1996-1997 İktidar Hizmetlerini dikkatle incelemek ve tanımakta büyük yarar vardır.

KIBRIS ZAFERİ’NİN KAZANILMASI MİLLİ GÖRÜŞ SAYESİNDE OLDU”

1974’te hükümet içinde yer alan “Milli Görüş” Kıbrıs’ta kardeşlerimize reva görülen zulme razı olamazdı.  İşte Kıbrıs’ta zaferin kazanılması, Allah’ın yardımıyla Milli Görüş sayesinde oldu.

Bu olumlu sonuçtan rahatsız olan ABD ve Batı, bugüne kadar Kıbrıs’ı karıştırma gayretlerinden bir an bile geri kalmadı. İşbaşındaki iktidarların uyguladıkları ABD ve Batı güdümlü politikaları, Rumların daha talepkar ve uzlaşmaz duruma girmesine sebep olmakta, batılıların niyetlerini uygulamalarına zemin, ümit ve imkân hazırlamaktadır. Hâlbuki Kıbrıs’ta 1974 Barış Harekâtı’ndan sonra çözüm fiilen ortaya çıkmıştır. Hükümetlere düşen görev KKTC’nin tanınmasına ve kalkınmasına gayret göstermektir. “Milli Görüş” daha ilk günden itibaren Kuzey Kıbrıs’ta bağımsız bir devletin kurulmasını esas almıştır. Diğer iktidarlar ise, Batılılar’ın ‘Federe Devlet’ fikrinin peşine takılmaktan başka bir çözüm ortaya koyamamıştır.

a) Dört Yılda 350 İmam Hatip Okulu açıldı

b) 10 Yüksek İslam Enstitüsü açıldı

c) Üç bin Kur’an Kursu açıldı

“YERLİ VE MİLLİ SAVUNMA SANAYİ”NİN GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE KURULMA HAMLESİ BAŞLATILDI

Milli Görüş, Hükümet ortağı olduğu dönemde hazırlanan ve 30 Kasım 1974’te TBMM Başkanlığı’na sunulan 4. Beş Yıllık Plan’da ilk defa “MANEVİ KALKINMA” adı altında çok önemli ve geniş bir bölüme yer verildi.

Kıbrıs zaferinden sonra ABD’nin bize uyguladığı silah ambargosuna karşılık olarak ABD’nin Türkiye’deki üsleri kapatıldı ve “Ağır Sanayi” hamlesi çerçevesinde “yerli ve milli savunma Sanayi”nin güçlü bir şekilde kurulma hamlesi başlatıldı.

“MÜSLÜMAN ÜLKELERDE YATIRIM İLİŞKİLERİ BAŞLADI”

İlk defa Suudi Arabistan, Irak, Mısır, Libya gibi Müslüman ülkelerle hem özel sektör, hem de devletler bazında ticari ve yatırım ilişkileri fiilen başlatılmıştır. Türkiye, 1976 yılına kadar İslam Konferansı Örgütü’ne tam üye değildi. Sadece gözlemci sıfatıyla katılıyor ve oy kullanamıyordu. MSP, ağırlığını koyarak, hatta koalisyonun devamını gözden geçireceğini söyleyerek ülkemizin İslam Konferansı’na tam üye olmasını sağlamıştır.

Yine Milli Görüş hükümette iken Türkiye, “İslam Kalkınma Bankası’na “Kurucu Üye” olarak katılmıştır.

“MİLLİ GÖRÜŞ DÖNEMİNDE Tarım Üretimi Artırılmıştır”

Buğday üretimi dört yılda, 10 milyon tondan 16.7 milyon tona, et üretimi, 125 bin tondan 635 bin tona çıkarıldı. 30’dan fazla et kombinası inşa edildi. 1974’te 1.100.000 ton buğday ithal edilirken 1978’de 1.921.000 ton ihraç edildi.

“TARIM GİRDİ ÜRETİMLERİ ARTIRILMIŞTIR”

Yeni 8 gübre fabrikasının inşaatına karar verildi. 1974’te 23.624 adet olan yerli traktör imalatı, 1977’de 31.658 âdete yükseltilmiştir. İthal traktörlerle birlikte 1 yılda köylümüze toplam 66.494 adet yeni traktör edinme imkânı sağlanmıştır. Ancak hemen MSP’den sonraki ilk yılda traktör üretimi 18.184 âdete gerilemiştir. Ne yazık ki, şu anda uygulanmakta olan yanlış politikalar yüzünden tarım ve hayvancılığımız adeta yok edilmiştir.

“AĞIR SANAYİ HAMLESİ BAŞLATILMIŞTIR”

Ağır Sanayi hamlesi 7 yıllık (1975-1982) sanayileşme programı idi. Bu program eşi görülmemiş bir hızla uygulanmıştır. 2 yıl gibi kısa bir zamanda 200’den fazla milyarlık tesisin temeli atılmıştır. Bugün, Edirne’den Kars’a kadar büyük sanayi tesisi olarak ne varsa bu iki yıl içerisinde yapılmıştır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki bütün önemli tesisleri, yolları ve ayrıca buradaki sulama ve enerji etütlerini hep “Milli Görüş” ruhu meydana getirmiştir.

Bu tesislerle: Savunma Sanayi ve Ağır Sanayi yönünden dışarıya bağımlı olmayan bir Türkiye, katma değerli üretim ve ihracat yapan bir Türkiye, ürettikleri 1 dolarlık sanayi ürününü 6-7 dolara bize satmak suretiyle ekonomik gücümüzü yok eden ve bizi büyük borç stoku altına sokan Batılıların tasallutundan kurtulmuş bir Türkiye hedeflenmiştir. Buna ilaveten, bir milyon işsize iş imkânı sağlanması hedeflenmiş, sadece bu hamle ile yıllık % 15 ilave kalkınma hızı meydana getirilmesi mümkün olmuştur. Ağır Sanayi hamlesi dış borçla değil, kendi gücümüzle yürütüldü. Örneğin 28 Sümerbank fabrikası, başka bir kaynağa ihtiyaç kalmadan Sümerbank’ın kendi karlarıyla kuruldu. 1977 bütçesi yaklaşık 250milyar TL idi. Bunun 44 milyar TL’si ağır sanayi hamlesini desteklemek için ayrılmıştır.

“SANAYİ VE TEKNOLOJİ ALANINDA BÜYÜK İVME KAZANMASINA VESİLE OLMUŞTUR”

Erbakan Hocamız, siyasette hâkim mantık olan dışa bağımlılık yerine, somut ve etkili plan ve projelerle, ekonomik değer ortaya koyabilecek alanlara yatırımları teşvik ederken Türkiye’de yerleşik hantal bürokratik anlayışı baypas edip tesis ettiği Temsan, Taksan, Tümosan, Aselsan gibi kuruluşlarla ve adımların devamı olarak meydana gelen Roketsan, Tusaş, Havelsan gibi kuruluşlarla ülkemizin sanayi ve teknoloji alanında büyük ivme kazanmasına vesile olmuştur.

“YÜZLERCE BELEDİYEDE MİLLİ GÖRÜŞ DÖNEMİNİ BAŞLATMIŞTIR”

1989’da beş il belediyesinin ve çok sayıda ilçe belediyesinin Milli Görüş yönetimine geçmesiyle başlayan süreç, 1994’te Ankara ve İstanbul başta olmak üzere çok sayıda büyükşehirde ve yüzlerce belediyede Milli Görüş dönemini başlatmıştır.

Halkımız gerçek manada belediye hizmeti ile bu dönemde tanışmıştır. Milli Görüş belediyeciliği öncesinde büyükşehir dendiğinde akla “3 Ç” (Çöp, Çamur, Çukur) gelirken, Milli Görüşçü belediyeler bu sorunları tarihe gömmüşlerdir.

İstanbul gibi dünyanın başşehri olan bir şehrimizde en temel ihtiyaç olan suya dahi insanlarımız hasret kalmakta iken, 1994 sonrasında Milli Görüş ruhuyla İstanbul’un su sorunu da tarih olmuştur.

Büyükşehirlerin çevre düzenlemesi, peyzaj, park-bahçe ve ulaşım alanındaki eksiklikleri hızlı bir şekilde giderilmiş, tüm bu projeler yandaşları zengin etme mantığıyla değil, en uygun şartlarla gerçekleştirilmiştir.

“RÜŞVET VE YOLSUZLUK ORTADAN KALDIRILMIŞTIR”

Rüşvet, yolsuzluk, israf ve her türlü suistimal ortadan kaldırılmış, belediyelerin önceki dönemden gelen borçları ödendiği gibi, belediye kasasında fazladan kaynak oluşturulmuştur.

“Beyaz Masa” gibi uygulamalarla belediyeler halkın her kesimine kapısını açmış, vatandaşın sorunlarına ve şikayetlerine kulak verilmiş ve çözüm üretilmiştir. İftar çadırı, sünnet şöleni ve aşevi gibi hizmetler de belediyeler tarafından ilk defa bu dönemde yapılmıştır.

Tüm bu efsane hizmetlerin, Refah Partisi’nin 1995 seçimlerinde birinci parti olmasında ve 1996’da da iktidara gelmesinde büyük rolü olmuştur.

“MUAZZAM UYGULAMALARLA TÜRKİYE’DE DEĞİŞİMİN ÖNCÜSÜ OLMUŞTUR”

Siyasi mücadelesi boyunca ülkemizin sanayileşme ve kalkınma hamlelerini daha ileri bir düzeye taşıyabilmek amacıyla milli ve yerli program ve projeler üzerinde yoğunlaşan ve ülkemizin temel sorunlarını çözüp, “Yaşanabilir bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya” hedefiyle ülkemizin yeniden dünyadaki seçkin yerini alabilmesi için D-8’i kuran ve bunu D-60 ile tamamlamayı hedefleyen bir anlayışla  54.Hükümet döneminde ortaya konan “Havuz Sistemi”, “Kaynak Paketleri” gibi muazzam uygulamalarla Türkiye’de değişimin öncüsü olmuştur.

“ÜLKEMİZİ BORÇ SARMALINDAN KURTARMIŞTIR”

Erbakan Hocamız’ın Başbakanlığında yapılan efsane hizmetlerle ülkemizin yüz yüze olduğu sorunlar bir bir çözüme kavuşturulmuş, ülkemiz bunun sonucu olarak büyük bir iç borç sarmalından kurtarılmıştır. 1997 yılı sonunda 58 milyar dolara çıkması söz konusu olan yüzde 200 faizli, dört ay vadeli korkunç borç canavarını 54. Hükümet tamamen ortadan kaldırmıştır. 1996 yılı sonunda, borcu, 45 milyar dolar değil, 22 milyar dolara indirmiş, 1997 yılı sonunda da 58 milyar dolar değil, 15 milyar dolara inecek şekilde her şeyi tanzim etmiştir. Ayrıca, 50 yıldan beri ilk defa, bu denk bütçeyi fiilen yürütmüştür.

“MİLLETİMİZE EN BÜYÜK REFAH PAYI VERİLMİŞTİR”

Diğer yandan, 54. Hükümet döneminde milletimize en büyük refah payı verilmiştir. Köylümüze bir önceki mahsul yılına nazaran yüzde 312 fazla ödeme yapılmıştır. Aynı şekilde memurlarımızın refah payı, bir yılda 100 alan memura 250 verecek şekilde artırılmıştır. Yine esnaflarımızın imkânları genişletilmiş, emekliler, dul ve yetimlere büyük refah payı ayrılmış ve bilhassa, çalışan insanlarımıza, işçilerimize de bir yıl içerisinde, yüzde 104 reel artış sağlanmıştır.

“VATANDAŞLARIMIZIN REFAH DÜZEYİ YÜKSELTİLMİŞTİR”

Bunlar, milletimiz tarafından yıllardan beri hayal edilen; ama hiçbir zaman gerçekleştirilemeyen büyük ve parlak hedeflerdir.  54. Hükümet,  “Önce Millet” anlayışıyla bunları birer birer gerçekleştirmiştir. Ayrıca bütün bu adımlar atılırken de acı reçeteler kullanılmamış, ülkemizin bozulmuş dengeleri yeniden rayına oturtulmuş, vatandaşlarımızın refah düzeyi yükseltilmiştir.

Bu eksende, bölgesel kalkınma projelerini desteklemesi, yeni alternatif yatırımlarla sürdürülebilir ekonomik kalkınma için milli kaynak paketlerine yönelmesi, dar gelirli milyonların refah seviyesini yükseltmesi, havuz sistemi sayesinde Devlet kurumlarını yüksek faiz ödemelerinden kurtarması ve ilave kaynak oluşturması Türkiye’de muazzam bir ekonomik canlılığın ortaya çıkmasına vesile olmuştur.

Böylece refah düzeyi ve gelir dağılımı gibi konularda adil ve kapsayıcı politikalar ortaya koyarak bir avuç mutlu azınlık yerine, tüm toplumun refah düzeyini artırarak özellikle dar gelirli işçi, memur ve emeklilerin rahat nefes almalarını sağlamıştır. Dar gelirli milyonların refah seviyesinin yükselmesi, piyasada alım gücünün artmasını sağlayarak esnafın, işadamının, üreticinin de işlerinin artmasına neden olmuş ve böylelikle tüm ekonominin çarklarının dönmesine vesile olmuştur. O dönemde yaşanan bolluk ve bereket halen daha her kesimden insanımız tarafından dile getirilmektedir. 

“HAKKIN ÜSTÜN TUTULDUĞU BİR DÜNYA YOLUNDA ÇOK ÖNEMLİ BİR ADIM ATMIŞTIR”.

Türkiye’de iktidarlar, Batı ile ilişkilerinde yaşadıkları dönemsel ve söylemsel krizlere rağmen, sürekli olarak  ‘ortak çıkar’ ve ‘değerler’ ile  ‘stratejik ortaklık’  gibi içi boş kavramlarla Türkiye’ye zaman kaybettirip ülkemizi Batı’ya daha bağımlı hale getirirken,  Erbakan Hocamız,  Refahyol Hükümeti Başbakanı olarak kısa zaman içerisinde D-8 teşkilatını kurarak Türkiye’nin küresel alanda yeni bir güç olarak ortaya çıkması ve kuvvetin değil, hakkın üstün tutulduğu bir dünya yolunda çok önemli bir adım atmıştır.

Bu cümlelerden olarak, Türkiye’de yaşanmakta olan ekonomik krizler, ağır dış borç yükü, çok yüksek dış ticaret açığı, yoksulluğun ve işsizliğin artması, dış politikada özellikle AB ve ABD’nin samimi bir müttefik olmadığının ortaya çıkması, Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, Arap Baharı’nın aslında bir ‘kara kış’ olduğunun görülmesi, Kıbrıs, Doğu Akdeniz ve Ege Denizi’nde dış güçlerin oynadığı oyunlar ve gitgide derinleşme eğilimi gösteren sorunlar zinciri, bölgesel ve küresel alanlarda Türkiye’nin yalnızlaştırılmaya çalışılması, tüm bu sorunları ve gelişmeleri yıllar öncesinden işaret eden, Erbakan Hocamız’ın haklılığını, ferasetini bir kez daha ispatlamıştır. Bütün bu gerçekler ışığında bugün yapılması gereken; ülkemizin iç ve dış tehditlerden korunması, milletimizin maddi ve manevi sıkıntılarından kurtarılması için, Erbakan Hocamız’ın öncülüğünde Milli Görüş tarafından gerçekleştirilen efsane hizmetlere yeniden kavuşmak için, vakit geç olmadan Erbakan Hocamız’a kulak vermek, Milli Görüş’e sarılmaktır.

Cenab-ı Allah Erbakan Hocamız’a gani gani rahmet eylesin, tüm bu efsane hizmetlerin yapılmasına vesile olan Erbakan Hocamız’dan razı olsun,  O’nu anmanın yanında anlamayı ve O’nun yürüdüğü yolda yürümeyi cümlemize nasip eylesin”.