ŞU DİYANET DEDİKLERİ

ŞU DİYANET DEDİKLERİ

Son zamanlarda sanki başkaca toplumsal sorunlarımız yokmuş gibi Müftülerin nikah kıymasından, “Boş ol” demekle kadınların boşanabileceğinden bahsetmeye başladık. Öyle ki; Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin…

Son zamanlarda sanki başkaca toplumsal sorunlarımız yokmuş gibi Müftülerin nikah kıymasından, “Boş ol” demekle kadınların boşanabileceğinden bahsetmeye başladık. Öyle ki; Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin Din işlerinden sorumlu kurumu Diyanet verdiği fetvalar ile hem ayrışmaya, hem de insanların kafalarını karıştırmaya başladı.

Nikahı eskiler “kadınların konumunu” , Mihr ise kadınların durumunu garantiye almak olarak yorumlarlar. Bu durum İslam dünyasının evlilik olaylarında uyguladığı yöntemdir. Cumhuriyet Hükümeti ile erkeklerin hegomanyası altında bulunan “evlilik” akdinin, kadınlar lehine de olması için “resmi nikahı” zorunlu kıldı ve sarsılmaz evliliklerin temelini attı. Bu aynı zamanda ataerkil aile yapısına sahip Türk toplumunun değerlerini de sağlam bağlarla bağlanmasına vesile oldu.

Resmi olsun, dini olsun nikahın şartları Kadın-Erkek ilişkilerinin İslam’ın istediği doğrultuda düzenlenmesi ve aile oluşturmanın temeli olması bakımından önemlidir. Ancak bu olayın İran gibi bazı İslam ülkelerinde uygulanan “Mut’a” nikahı gibi sulandırılmasının bir anlamı olmamalıdır. Erkekler günü birlik ilişkilerinde nikah kıyarak, ertesi günü “Boş Ol” demekle kadınları başlarından atmamalıdır.

Ne yazık ki, bugün gelinen nokta budur. Kadınları alıp satılan bir emtia gibi gören zihniyet, şimdi de bu tür kelime ve düzenleme olayları ile Türk toplumunun genleri ile oynayarak, sarsılmaz denilen aile yapısını temelinden sarsmayı hedeflemektedirler.

Fakat, konumuz bu değil.

Nikah nasıl olursa olsun; erkek ve kadın dürüst olduğu müddetçe yapılan hiçbir düzenleme onların birlikteliklerini bozamaz Allah’ın izniyle…

Ama Atatürk tarafından Sunni, Alevi vs. her ne olursa olsun, İslam toplumu içerisindeki bütün fırkaların sorunlarına çare bulmak, dertleri ile dertlenmek yükümlülüğünde olan şu “Diyanet” dedikleri kurum var ya? Aha şimdi, en büyük sorun bu kurumun varlığı olmuştur.

Bu kurum son zamanlarda (haberlerden izlediğim kadarı ile) verdiği fetvaların altında ezilmeye başladı. Üstelik bu fetvalar sıradan fetvalardır ve yorumlamasını her insan yapabilir.

Ancakkk….!

“Müslümanın kanı, diğer Müslümana haramdır”, “Kadınları, çocukları öldürmeyiniz, ağaçları kesmeyiniz”, “Zina yapmayınız”, “Allah’a şirk koşmayınız” ve “Ben güzel ahlakı tamamlamaya geldim” buyuran Hz. Peygamber (sav)in yolundan gitmeyerek, Vahhabilik gibi sapık tarikatların, dini kullanarak dünyalık elde eden, insanları kavs, mürşid vs. ile kandıran şartlatan din adamlarının yaptıklarını eleştirecek karşı fetvalar üretmesi gerekirken, sıradan fetvalar veren bir kurumun ne yaptığı artık sorgulanmalıdır.

Memlekette çocuk istismarı almış başını gidiyor.

Kadın Cinayetleri son yıllarda ayyuka çıktı.

Soygun, gasp olayları sıradanlaştı,

Hırsızlık, yolsuzluk olayları basından inmiyor,

Sizde Prof. lar yolsuzluk ve hırsızlığın meşru gösteren fetvalar verebiliyor,

Gösteriş için makara, bakara diyerek Müslümanlarla alay ediliyor,

Kara çarşaf, fes, şalvar giymek sünnet zannediliyor,

Kimisi deve sidiği, kabir azabından koruyan kefen, Peygamberi rüyasında gösteren nalın satarak insanları kandırıp, dünyalık elde ediyor.

“Siz anlamazsınız, okumayın” denilerek Kur’an tercümesi veya tefsiri okuyanlar horlanıyor.

Kız çocukları tarikat ve cemaatin sözde din adamları tarafından verilen telkinler yüzünden okutulmayarak, erken yaşta evlendiriliyor.

Din adına, namus adına Kan Davaları güdülüyor.

Şartlara bağlı olan Sakal bırakmak sıradanlaştırılıyor,

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.

Ama ben, bunca zamandır yapılan, sıradanlaştırılan ve toplumu rahatsız eden bu tür İslami değerleri alt üst eden olaylar hakkında Diyanet kurumundan bir fetva duymadım.

Basın yayın organlarında eleştirilmesine rağmen bu kurum, bu konularda bir fetva veya söz etmedi. Bundan dolayı İslam’ın kurumu olmayı hak etmediği gibi, yapısının artık istenilen değerler düzeyinde yeniden ele alınmasının zamanının geldiğini düşünüyorum.

Bir din adamının, müftünün görevi; Cami tuvaletlerini denetlemek, Hafta da bir Cuma vaazı vermek, İmamlara nutuk çekmek, davetlere, açılışlara katılmak değil; toplumun dini konulardaki arayışlarına, isteklerine çareler bulmaktadır. İnsanların İslam’ı nasıl yaşaması gerektiğini Kur’an ışığında anlatmaktır.

Kısaca; Diyanetin görevi toplumu eğitmek, devlet kurumlarındaki yanlışları düzeltmek ve Hz. Peygamber (sav)in izinde giden bir toplum için çalışmaktır…

Masa başında oturarak, etliye sütlüye karışmadan makamları işgal etmek değildir. Ve böyle alınan maaşlar haramdır….

Yoksa..