“HAYIR” DEMENİN FATURASI

“HAYIR” DEMENİN FATURASI

16 Nisan tarihinde yapılacak olan “sistem değişikliği” referandumunun çalışmaları hızla devam ediyor. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, yanına bazen diğer bakanlardan da alarak ilimizde toplantılar…

16 Nisan tarihinde yapılacak olan “sistem değişikliği” referandumunun çalışmaları hızla devam ediyor.  Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, yanına bazen diğer bakanlardan da alarak ilimizde toplantılar düzenliyor.  Ama genel de partisinin teşkilatı ile birlikte, bazen MHP il yönetiminden destekçiler ile belde belde, köy köy, mahalle, mahalle dolaşıyor. 

Keza Milletvekili Şahin Tin’de sayın bakandan aşağı kalmayacak bir şekilde, insanın yaşadığı bütün topraklara gidiyor ve “evet” denilmesinin nedenlerini anlatmaya çalışıyor. AKP tabanı ve bazen de meselenin özünü kavrayamamış vatandaşlar veya köylülerimiz, bu toplantılara iştirak ederek aydınlanmaya çalışıyor. Demokrasinin nimetlerini bu denli güzel kullanmak ve insanlara hissettirmek ne kadar güzel değil mi?

Keşke her şey bu kadar güzel olsa da, insanlarımız birbirleri ile 12 Eylül öncesi gibi çatışma içerisinde olmasalar. Baba ile oğul, kardeş kardeşi ile siyaset için karşı karşıya gelmeseler. Tatlı sert mizah ve ciddiyet anlayışı içerisinde güzel bir proboganda ile 16 Nisan tarihini bulabilsek..

Ne yazık ki; Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası açısından son derece önemli olan bu referandum meselesi, insanlar arasında derin ayrılıklara sebep olacakmış gibi gözüküyor. Zira insanlar geçmiş dönemlerdeki seçim çalışmaların aksine, bu kez görüşlerini belli etmekten kaçınırlarken, iktidar partisi her zaman olduğu gibi devlet imkanlarını kullanmaktan çekinmiyor, eleştirilere de kulak tıkayarak yoluna devam ediyor.

Ülke ekonomik sıkıntılar içinde iken, esnaflarımız kepenk kapatırken; siyasilerimiz “toplu açılış” adı altında bol keseden mitingler yapıyorlar. Bazen bu miting ve toplantılarda devlet kurumlarının çalışanları da zorunlu tutuluyor. Kuru kalabalık olsun da, cahil insanlarımız “Bak ne kadar kalabalık” düşüncesi içerisinde oylarını “evet” versinler denilmek isteniyor.

Geçtiğimiz günlerde Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin katıldığı bir toplantıya; AKP’li bazı yöneticiler, bölgelerinden insan taşırken, bir köyümüzden de 15-20 kadar bayanı Orman Müdürlüğü’nde “Size İşkur kanalı ile geçici iş bulacağız” denilerek, önce toplantıya sonra İşkur’a götürülerek kayıt yaptırılmış. İşsizliğin yüzde 12.5 gibi bir seviyeye çıktığı, gençlerimizin işsiz olduğu günümüzde, kendilerine iş bulunacak ümidi ile iktidar partisinin yöneticilerinin peşine takılan bu bayanlarımızın hala işe girmedikleri ortaya çıktı.

Bu insanları mademki böyle bir olay ile siyasi olarak kullandınız; bari söz verdiğiniz iş konusunda da yardımcı olsaydınız iyi olmaz mıydı?

İkinci olay ise; Türk Diyanet Vakfı’nın 42. Kuruluş yıldönümü sebebiyle düzenlenen bir toplantıda yaşandı.

Denizli İl Müftülüğü tarafından düzenlenen bu toplantıda milletvekili Şahin Tin söz alarak “evet” konusundaki kendisinin ve partisinin görüşlerini açıkladı.

 İl Müftüsü de 15 Temmuz hain darbesinden başlayarak Referandum’a getirdiği konuşmasında bazı ülkelerin tavırlarının haçlı zihniyetinde olduğunu ve ülkemizin kalkınmasını, güçlenmesini ve ilerlemesini istemediklerini” belirten siyasi bir konuşma yaptı.

İlimizin hayırsever insanlarının davet edildiği bu toplantıda gösterilen Sinevizyon’un ise iki yıl önce hazırlandığı belirtildi. Diyanet Vakfı tarafından yapılan çalışmaların anlatıldığı bu sinevizyon gösterimi ile; hayırsever insanlarımız “kendilerinden yardım istenileceğini veya yapılan yardımlara destek olunmasının talep edileceğini” beklerken, bir anda referandum toplantısına dönüşmesini yadırgadılar. İki yıl öncesi hazırlanan sinevizyonun gösterimi de, bu toplantının referandum için alel acele hazırlandığını göstermektedir.  

Sayın Müftü, İktidar partisinin milletvekiline söz verdiniz. Bari bir de “hayırcı” kesimden birisini çıkarsaydınız da, kuruluş yıldönümü toplantısı olmaktan çıkarılan toplantı tamamen referanduma yönelik olsaydı.

Bu toplantı, toplantıya katılan pek çok insan tarafından eleştirildi. Eskiden beri İmamlar başta olmak üzere din adamlarının bu tür etkinliklerden uzak durması gerektiği herkesçe; özellikle Cami Cemaatı tarafından eleştirilmektedir.

80 milyon Türk insanına hitap eden dini önderler; siyasi alanda boy göstermemelidir. İmamlar bu sistemde İmamlık yapmakla, halkın dini vecibelerine önderlik etmekle mükelleftir. Onun haricinde görevli olmadıkları başka alanlarda insanlara “empoze” etmeye kalkışırlarsa, bunun Allah katında vebali ağırdır. Keza müftülük personelinin de öyle davranması gerekir. 

Ya da, yapacağınız toplantının ismini “kuruluş veya dini bir toplantı” olarak değil de, resmen referandum için yapıldığını ilan etseydiniz. İşte o zaman kimse size bir şey diyemez. Hem de kimler gelecek bakardınız. Aksi halde Allah’ın dinini kullanmak, çıkarlara alet etmek yüzünden o toplantıya katılanlar “kandırıldıklarını” düşünerek hem din adamlarına buğz ederler, hem de sizler Allah katında zan altında kalırsınız. Bu yüzden din adamlarının siyasi olaylara alet olmalarını tasvip etmiyorum. 

Böylesine hassas bir ortam da düzenlenen kuruluş toplantısının siyasi probagandaya alet edilmemiş olmasını isterdim. Türk Milleti, bu tür densizliklerin ve olayların üzerinden pirim vermez. Pirim yapmak isteyenleri de affetmez.

İşte, devletin bütün kurumlarının kullanılarak, insanların adeta kaldırılarak “evet” dedirtmenin doğru bir şey olmadığını bildiğimden “HAYIR” denilmesi gerektiğine inanıyorum.  Hayır demenin faturası ağırdır. Ama Türk Milleti’nin bir ferdi olmak ta, o ağırlık kadar şerefli ve onurludur.

Benden söylemesi….